Rahmet peygamberi Sitesi

Dünya İslam Birliği - Uluslararası Peygamberi Tanıtma ve Destekleme Komisyonu

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Medîne’ye girdi. Halk
onu sevgi ve coşkuyla karşıladı. Her uğradığı Ensâr evinin
sahibi, devesinin yularından tutup oraya inmesi için davette
bulunuyordu. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlardan özür
dileyerek: “Onu serbest bırakın, ona nerede duracağı emredilmiştir”
diyordu. Deve yoluna devam ediyordu. Mescidinin
bulunduğu yere gelince deve çöktü, sonra kalktı, biraz yürüdü.
Sonra ilk çöktüğü yere döndü ve tekrar çöktü. Peygamber
sallallâhu aleyhi ve sellem Neccar oğullarındaki dayılarına konuk
oldu. O: “Akrabalarımızın evlerinden hangisi daha yakındır?”
dedi. Ebû Eyyûb da: Allah’ın Rasûlü! Benimki, dedi. Böylece
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Eyyûb el-Ensârî radıyallâhu
anh’ın konuğu oldu.
 

Medîne’ye geldikten sonra, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve
sellem’in ilk girişimi, mescidin inşası oldu. Mescid, devesinin
çöktüğü yere yapıldı. Burası, yetim iki çocuğa aitti. Orayı o çocuklardan
satın aldı. Mescidinin inşasında bizzat kendisi de çalıştı.
Daha sonra yan tarafına eşlerinin odalarını yaptırdı. Odalar
yapılınca, Ebû Eyyûb’un evinden ayrılıp o odalara geçti. Namaz
vakti gelince, halkın toplanması için ezan okunmaya başladı.
Daha sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Muhacir106
 

Kırk Oturumda Sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem
lerle Ensâr’ı kardeş yaptı. Onlar doksan kişiydiler. Yarısı Muhacirlerden,
yarısı da Ensârdandı. Eşitlik esasına göre onları
birbirlerinin kardeşi yaptı. Bedir savaşına kadar, öldükten
sonra mirasçı olamayan (ikinci derece) akrabalardan daha
önde tutularak birbirlerine mirasçı oluyorlardı. Allah: “Aralarında
akrabalık bağı olanlar, Allah’ın kitabına göre, (miras konusunda)
birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden
daha önceliklidirler”(167) âyetini indirince, mirasçı olma
kardeşlik akdinin dışında, akrabalık bağına çevrildi.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medîne’deki Yahudilerle
barış anlaşması yaptı. Aralarında bir anlaşma metni yazdı.
Onların büyük (168)âlimi Abdullah b. Selâm hemen İslâm’a girdi.
Yahudilerin çoğu küfürde diretti.
 

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Medîne’nin sakinleri,
Muhacirler, Ensâr ve Yahudiler arasındaki ilişkileri düzenledi.
Bazı siyer kitaplarında, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in
bu konuda aşağıdaki maddelerin bulunduğu bir belge yazdığını
belirtilmiştir:
* Mü’min Muhacirler ve Ensâr diğer insanlardan ayrı bir
topluluktur.
* Mü’minler borçlu ve çoluğu çocuğu çok olanları kendi
hallerine bırakmayarak, onların fidyelerini veya kan diyetlerini
aralarında belli esaslara göre ödeyeceklerdir.
* Müttakî mü’minler, içlerinden azgınlık eden veya haksızlık
yapmak isteyen, günah işleyen, düşmanlık eden mü’minler
(167) Ahzab, 6.
(168) Zâdu’l-Me’âd, III/63, 65.
 

Kırk Oturumda Sevgili Peygamberimiz 107 sallallâhu aleyhi ve sellem
arasında karışıklık çıkaran kimseye karşı cephe alacaklar, o kişi,
onlardan birinin çocuğu bile olsa, hepsinin eli onun aleyhine
kalkacaktır.
* Hiçbir mü’min, bir kâfir için, bir mü’mini öldürmeyecek
ve mü’mine karşı kâfire yardım da etmeyecektir.
* Allah’ın ahdi ve teminatı (her mü’min için) aynıdır, onların
en hakîrini bile içine alır. Çünkü mü’minler, diğer insanlardan
ayrı olarak birbirlerinin dostudurlar.
* Yahudilerden bize tabi olanlar, hiçbir zulme uğramaksızın
ve aleyhlerinde bir yardımlaşma olmaksızın yardım göreceklerdir.
* Mü’minlerin barışı birdir. Hiçbir mü’min, Allah yolundaki
bir savaşta mü’minlerden ayrı olarak barış yapmayacak;
aralarında ancak eşitlik ve adâleti esas alarak hep birlikte barış
yapacaklardır.
 

* Herhangi bir konuda ihtilafa düştüğünüzde, o konu
Allah’a ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e havale edilecektir.
* Avf oğulları Yahudileri, mü’minlerle birlikte bir topluluk
oluşturacaklar, Yahudiler kendi dinlerinde, Müslümanlar
da kendi dinlerinde olacaklar. Onların dostları için de, kendileri
için de, bu böyledir. Ancak bunlardan bir zulüm veya bir
kötülük işleyen, sadece kendini ve âilesini tehlikeye sokmuş
olacaktır.
 

* Yahudilere karışmış ve bağlanmış olanlar, Yahudiler
gibidirler. Onlardan (Yahudilerden) hiç kimse, Muhammed
108 Kırk Oturumda Sevgili Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem
sallallâhu aleyhi ve sellem’in izni olmadan askerî bir sefere çıkamayacaktır.
* Himaye altındaki kimse, bizzat himaye eden kimse gibidir;
ne ona zulmedilir, ne de o kendisi suç işler.
* Himaye verme hakkına sahip kimsenin izni müstesna,
bir himaye hakkı verilemez.
Medîne’deki grupların birbirleriyle nasıl geçineceklerini,
bütün Müslümanları bir bakıma İslâm devletini yeni
Medîne’yi içine alan İslâm ümmeti kavramını tarif eden ve
özellikle anlaşmazlık ve çekişme durumlarında başvurulacak
en yüce mercinin Allah ve Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem olduğunu
bildiren kuralları düzenleyen bu belgenin başka maddeleri
de vardı.
 

Bu belge aynı zamanda özgürlükleri teminat altına almış,
her insana dilediği inancı ve ibâdeti seçme sebestliği vermişve
güvenlik hakkını korumaya almıştır.
Ayrıca o, bütün insanlar arasında adâlet ilkesini getirdi.
Bu belgenin maddelerini inceleyen, insan haklarıyla ilgilenenlerin
dile getirdikleri uygarlığın birçok prensibini orada
bulur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in o hakların işaretlerini
ilk veren, Yüce Allah’ın Kitap ve Sünnet’te açığa çıkan
dinine göre, kurallarını düzenleyen ilk kişi olması gerekir. İşte
bu, adâlete dayanan insan haklarıyla uluslar arası örgütlerin
hak diye iddia ettikleri, aslında karşı çıkma, zulüm, insana
değer vermeme ve başkaları adına çalışma diyebileceğimiz
şeyler arasındaki kesin çizgidir.